Hakkında

Kim bu Anıl?

Evli ve bir kedi babasıyım. 12 Haziran 2019'dan bu yana Hristiyan inancına mensubum. Ancak bu noktaya gelmeden önce hayatımın altı yılını pozitif ateist olarak geçirdim. Bunu özellikle belirtmek istiyorum, çünkü benim ateist oluşum başkalarının düşüncelerini sorgulamadan kabul etmekten kaynaklanmıyordu. Örneğin “Celâl Şengör kesin araştırmıştır, o ateistse ben de ateist olayım” gibi bir düşünceyle ateist olmadım. Tam tersine, gerçekten okuyarak, araştırarak ve anlamaya çalışarak bu sonuca varmıştım.

Bilimle, tarihle, arkeolojiyle, evrimle ve atom altı dünyayla ilgilendim. Evrenin işleyişini, canlılığın gelişimini, insanlık tarihini ve varoluşun temel sorularını araştırdım. O dönem benim için kanıt çok önemliydi. Bir şeye inanacaksam bunun sadece duygusal bir kabul değil, aynı zamanda aklımın da ikna olduğu bir gerçek olması gerekiyordu. Fakat geriye dönüp baktığımda, o yıllarda Hristiyanlık hakkında derin bir araştırma yapmadığımı görüyorum. İnancı çoğu zaman uzaktan değerlendirmiş, ama gerçekten içine girip anlamaya çalışmamıştım.

Bu altı yılın ardından maneviyatını kaybetmiş biri olarak üniversiteye başladım. Üniversite yılları benim için kolay geçmedi. Çok fazla çevrem yoktu. Çocukluğumdan beri oldukça asosyal büyümüştüm ve insanlarla konuşmak benim için gerçekten zordu. Kalabalıkların içinde bile yalnız hissediyordum. İçimde tarif etmesi zor bir boşluk vardı. Hayatımda birçok sorun vardı ve zamanla bu sorunlar beni karanlık bir noktaya sürükledi.

O dönem sık sık bu dünyaya gözlerimi kapatmayı ve her şeye son vermeyi düşünüyordum. Bazen bu düşünceler sadece zihnimden geçen karanlık fikirler olarak kalmıyor, eyleme dökme isteğine de dönüşüyordu. İçimde büyük bir yorgunluk, umutsuzluk ve çaresizlik vardı. Sanki kimsenin beni gerçekten görmediğini, duymadığını ve anlamadığını düşünüyordum.

Böyle bir dönemde bir gün dışarı çıktım. Uzun zamandır almak istediğim bir ayakkabı vardı, onu almak istiyordum. O gün içimde garip bir istek oluştu. Sahile gidip biraz oturmak istedim. Normalde böyle şeyler bana çok uzaktı. Ben genelde tek başıma evde kalmak isteyen biriydim. Ama o gün dışarıda olmak, biraz etrafı izlemek ve düşünmek istedim.

Kutsal Kitap'ta şöyle yazar:

“...Seni adınla çağırdım, sen benimsin.”

Yeşaya 43:1

Bugün geriye dönüp baktığımda, o gün Tanrı'nın beni gerçekten adımla çağırdığına inanıyorum. Tanrı bazen insanı çok farklı yollarla çağırır. Bazen bir rüyayla, bazen bir sözle, bazen beklenmedik bir karşılaşmayla, bazen de insanın içindeki açıklayamadığı bir istekle. O gün benim için de böyle oldu.

Sahilde otururken orada bir Amerikalı gördüm. Türkçesi bozuktu ve onunla konuşmak istiyordum. Ama bunu yapmak benim için çok zordu. Çünkü dediğim gibi, insanlarla konuşmaya alışık biri değildim. İçimde bir istek vardı ama aynı zamanda büyük bir çekingenlik de vardı. Belki iki dakika, belki üç dakika boyunca yanına gidip gitmemek arasında kaldım.

Sonra onlar kalkmaya başladılar. O anda içimde bir cesaret oluştu ve yanına gidip “Ana diliniz ne?” diye sordum. İngilizce olduğunu söyledi. Nereli olduğunu sorduğumda Amerikalı olduğunu söyledi. Kısa bir konuşmadan sonra bana bir kilise olduğunu, istersem gelebileceğimi söyledi. Ertesi gün pazardı.

O gün tanıştığım bu kişiyle karşılaşmam, benim için sıradan bir tesadüf değildi. O anı bugün Tanrı'nın hayatıma dokunduğu anlardan biri olarak görüyorum.

Ertesi gün ilk kez kiliseye gitmeye karar verdim. Aslında sabah kalktığımda gitmek istemedim. Sonra öğleden sonra oldu, yine gitmedim. Fakat akşama doğru içimde tekrar bir istek oluştu. Sonunda dışarı çıktım ve kiliseye gittim. Özellikle geç gitmek istemiştim, çünkü herkesin çıkmış olmasını bekliyordum. İnsanların arasında olmak benim için hâlâ zordu. Oraya gidip kalabalığın içine girmekten çekiniyordum.

Kiliseye gittiğimde aklımdaki soruları sordum. Benim için iman etmek, düşünmeden kabul etmek değildi. Eski bir pozitif ateist olarak kanıt benim için hâlâ çok önemliydi. Bu yüzden araştırmaya başladım. Bilimsel, tarihsel ve arkeolojik kanıtları inceledim. Hristiyanlık hakkında gerçekten okumaya, anlamaya ve sorgulamaya başladım. Zamanla sadece duygularımla değil, aklımla da ikna oldum. Ve sonunda İsa Mesih'e iman ettim.

Hayatımda ne değiştiğini anlatmak istersem bunu şöyle tarif edebilirim:

Eski hayatımda kendimi dipsiz ve karanlık bir çukurun içinde gibi hissediyordum. Yukarı baktığımda insanların gelip geçtiğini görebiliyordum, ama kimse bana elini uzatmıyordu. Sesimi duyuramıyor, bulunduğum yerden kendi gücümle çıkamıyordum. O çukur benim için yalnızlığı, umutsuzluğu, çaresizliği ve içimdeki karanlığı temsil ediyordu.

Beni o çukurdan çıkaran insan gücü değildi. Beni oradan çıkaran Tanrı'nın Kendisi oldu.

Tanrı beni gördü. Beni duydu. Beni adımla çağırdı. Benim değersiz olduğumu düşündüğüm bir dönemde, bana “Sen benimsin” dedi. Bugün imanımın temelinde sadece bir düşünce sistemi, bir kültür ya da bir gelenek yok. Benim imanım, Tanrı'nın hayatıma gerçek bir şekilde dokunmasına dayanıyor.

Bugün geriye baktığımda şunu açıkça söyleyebiliyorum: Ben Tanrı'yı aradığımı sanıyordum, ama aslında beni arayan Tanrı'ydı. Ben karanlıkta kaybolmuşken, O beni buldu. Ben kendi hayatımdan vazgeçmenin eşiğindeyken, O bana yeni bir yaşam verdi.